Ana sayfa » Kültür & Sanat » Yurt Dışına Beyaz Yakalı Yolculuk
Kariyer Kişisel Gelişim Kültür & Sanat

Yurt Dışına Beyaz Yakalı Yolculuk

Gelişmekte olan ülkelerdeki nitelikli beyinlerin çeşitli sebeplerden dolayı yurt dışına göç edişlerini ifade etmek için beyin göçü terimi sıklıkla kullanılıyor. Beyaz yakalı çalışanlarda da çoklukla görülen beyin göçünün itici ve çekici olmak üzere ikiye ayrılan birçok sebebi bulunuyor. İtici faktörler, çalışanların yaşadıkları ülkede bulunan ve onları göç etmeye iten faktörlerden oluşuyor. Çekici faktörleri ise diğer ülkelerde bulunan, çalışanlara cazip gelen ve bu ülkelere göçmeyi istemelerine sebep olan faktörler oluşturuyor. Türkiye’den yurt dışına göç eden nüfus bu faktörlerin de etkisiyle zamanla artış gösteriyor. TÜİK verilerine göre, Türkiye’den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2019 yılında bir önceki yıla göre %2 artarak 330 bin 289 kişiye ulaştı. Göç eden nüfus yaş gruplarına göre incelendiğinde ise en fazla göç edenlerin %15,2 ile 25-29 yaş grubu olduğu, bu grubu %13 oran ile 30-34 ve %12,6 ile 20-24 yaş grubunun izlediği görüldü. Almanya tarafından 2019’da hazırlanan göç raporuna göre ise, Almanya’dan Mavi Kart alan Türklerin sayısı 2016’da 439 iken iki kattan fazla artışla 2019’da 990’a yükseldi. Almanya’da 1 Mart 2020’de yürürlüğe giren “Nitelikli İş Gücü Göç Yasası” ile birlikte ise yükseköğrenimini tamamlamış, mesleki eğitim ve tecrübe sahibi nitelikli beyinler için Almanya’ya beyin göçü fırsatları artmış oldu. 

Beyaz Yakalı Neden Yurt Dışını Tercih Ediyor? 

Küreselleşmenin de rolüyle uluslararası etkileşimin iş dünyasındaki artan etkisi, beyaz yakalı çalışanlara yeni bir iş dünyası fırsatı sunuyor. Mevcut çalışma düzeninde bulunan birçok faktör, çalışanları yurt dışında bir fırsat arayışına itebiliyor. İşsizlik oranları, kendi alanında iş bulma zorluğu,emek/maaş oranı tatminsizliği, ekonomik dalgalanmalar gibi faktörlerin etki ettiği gelecek kaygısı, beyaz yakalıların yurt dışına beyin göçünde büyük rol oynuyor. Beyaz yakalı çalışanlar, daha iyi çalışma şartlarına sahip olma, uzmanlaştıkları alanlarda çalışabilme, tatmin edici bir ücret karşılığı daha başarılı bir kariyere sahip olabilme gibi fırsatlar için yurt dışına göç yolları arayışına girişiyorlar. 

Beyaz Yakalıların Beyin Göçüne Etki Eden Sosyal ve Ekonomik Faktörler

Beyaz yakalı çalışanları yurt dışı göçüne iten bir başka faktör ise, Türkiye’de, özellikle İstanbul’da uygun maliyete güvenli ve refah seviyesi yüksek bir yaşama sahip olmanın zorluğu. Semtlere göre kira dengesizliğinin olması, temel ihtiyaçların ekonomik açıdan zorlayıcı olması gibi etkenler beyaz yakalı çalışanları yalnızca iş güvencesi değil yaşam güvenliği ve rahatlığı da aramaya yönlendiriyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı istatistiklere göre, 2019 yılında İstanbul’da 52’si kadın 282 kişi öldürüldü. 2016, 2017 ve 2018 yıllarındaki kadın cinayetlerinin %14.5’inin ise beyaz yakalı çalışanların büyük çoğunluğunun ikamet ettiği İstanbul’da işlendiği görülüyor. Aynı yıllar arasında Esenyurt’ta toplamda 10, Küçükçekmece’de 8 kadın cinayeti işlenirken, Şile’de ve Adalar’da hiç kadın cinayetine rastlanmamıştır. 2019’da da en yüksek oranda cinayet bildirilen ilçeler sırasıyla Fatih, Küçükçekmece, ve Esenyurt iken 2019’da hiç cinayet işlenmeyen iki ilçe Şile ve Adalar oldu. Suç oranlarının yüksek olduğu ilçelerdeki kira fiyatları incelendiğinde metrekare başı 9 lirayla Esenyurt en düşük sıralarda yer alırken Adalar 19 lira, Sarıyer 24 lira ile yüksek sıralarda yer alıyor. Bu da ortalama bir 2+1 dairenin Esenyurtta yaklaşık 900 lira, Sarıyerde 2400 lira olması demek oluyor. Yani İstanbul ilçelerinde yaşamak, güvenlik ve düşük kira ücretleri arasında seçim yapmak anlamına gelebiliyor. TÜİK verilerine göre, Türkiye’den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise %42,5 oranla İstanbul’un en fazla göç veren il olduğu görülüyor. 

 

Türkiye’de nitelikli beyin göçüne sebep olan bir diğer etken ise yatırım ve sermaye kaynaklı ekonomik güvence eksikliği. Türkiye’nin kredi notunun düşük olması sebebiyle yatırımcıların bulamadığı ekonomik güvence, işlerini burada devam ettirmeme, yurt dışında fırsat kovalama sonuçlarını doğuruyor. İlerleyen yıllarda oluşabilecek belirsizlik ve ekonomik dalgalanma ihtimallerinden yola çıkarak Türkiye içerisinde işlerini yürütmek için gerekli ekonomik güven ortamını bulamayan yatırımcılar, dış göçe yöneliyorlar.  Ekonomik güven ortamının tarihsel olarak en güzel örneklerinden birisi de Büyük Britanya’dır. İspanya, Portekiz gibi ülkeler coğrafi keşiflerde öncü olsa da Britanya kadar başarılı olamamışlardır. Tarihçi Yuval Noah Harari’ye göre bunun temel sebebi Britanya’nın yatırımcılara güvenli bir ortamı herkesten önce yaratmasıdır. Ortada bir güvence yokken İspanya kralı sıkıştığında bir lordun kardeşini tutuklayıp fidye talep edebilirken, Britanya yatırımcıların mal varlığını güvence altına alan yasal düzenlemeler yapmıştır. Bu da Britanya’nın o dönemde yatırımcılar için çok cazip bir yer haline gelmesinin, dolaylı olarak da Sanayi Devrimi’nin yolunuaçmıştır.

 

Beyaz yakalıların gelecek kaygısı ve iş güvencesini etkileyen en önemli ekonomik faktör olan maaşlar baz alınırsa, asgari ücret üzerinden yapılan bir değerlendirme etkili bir kıyaslamada kullanılabilir. 2018 verilerine göre, Türkiye’de asgari ücretle çalışan işçi oranı %36.2 iken, Almanya için bu oran %6.6, Belçika için %0.9, İspanya için ise %0.8 olarak belirtiliyor. Bu da Avrupa ülkelerindeki bireysel ekonomik güvencenin Türkiye’ye kıyasla daha fazla gelecek vadettiğini gösteriyor. 

 

Beyaz Yakalıları Dış Göçe İten Kurumsal Çalışma Koşulları

İş dünyasında beyin gücüyle var olan entelektüel kesime verilen “beyaz yaka” tanımı da gün geçtikçe anlamını yitiriyor. Sınırlı-kontratlı, yarı zamanlı, proje bazlı sözleşmeler ile işgücü oluşturan “prekarya” adı verilen çalışan sınıfı ile aralarındaki farkı giderek kaybeden beyaz yakalı çalışanlar, karşılaştıkları emek sömürüsü ve birçok farklı etken dolayısıyla nitelikli işgücü vasfını kaybetmeye yaklaşıyor. Statülerini ve dahil oldukları çalışan sınıfını kaybetmek istemeyen nitelikli beyaz yaka beyinleri, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere kendi değerlerini yakalayabilecekleri fırsat arayışlarına çıkıyorlar. 

 

Kurumsal alanda çalışan beyaz yakalı çalışanların bir başka şikayeti ise iş yerinde emek sömürüsüne maruz bırakılmak. Çoğu kuruluşta karşılaşılabilen emek ve mesai saati sömürüsü, ücretsiz fazla mesai gibi faktörler beyaz yakalı çalışanların işlerinden ve kuruluşlarından uzaklaşmalarına yol açıyor. Mesai saatleri dışında her an erişilebilir olmak gibi çalışma etiklerine aykırı durumlarla karşı karşıya kalan beyaz yakalı çalışanlar, çalışma koşullarının ağırlığından şikayet ediyorlar. Fazla iş yükü, iş yerinde mobbinge uğramak, yapılan işin takdir görmemesi, zamanla iş garantisini kaybetmek gibi faktörler de beyaz yakalı çalışanların dışarıda fırsatlar aramalarına yol açıyor. 

 

Türkiye’de kurumsal hayatta sıklıkla karşılaşılan mesai saati suistimaline karşılık, çoğu Avrupa ülkesinde benimsenen mesai saatlerinde sıkılık esası beyaz yakalıları yurt dışı göçüne çeken büyük bir etken. Mesai saatleri dışında sürekli erişilebilir olma zorunluluğu olmaması, iş yaşam dengesinin sağlıklı kurulabilmesi adına büyük önem taşıyor. Mesai saatlerine özen gösterilmesi ve suistimal edilmemesi, çalışanların ücretsiz fazla mesaiye zorlanmaması gibi avantajlara sahip olan Avrupa kurumsal çalışma koşulları, çalışanlara sağlıklı bir iş yaşam dengesi sunuyor. Çalışma koşulları değerlendirildiği zaman belli istatistiklere baktığımızda kadınların erkeklere oranla Türkiye koşullarında nispeten daha büyük zorluk çektiğini görüyoruz. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) raporuna göre, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde Türkiye 144 ülke arasından 131. sırada yer alıyor. Çalışma hayatında ise bu farkın en belirgin görüldüğü nokta ücret eşitsizliği. PwC tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de kadınlar erkeklere göre %15,6 daha az ücret alıyor. Aynı araştırmaya göre istihdam verilerine bakıldığında ise Türkiye’de erkeklerin istihdam oranı %60,2 iken kadınlarda bu oranın %26 olduğu görülüyor. Dünya genelindeki kadınların %21’i iş başvuru sürecinde ayrımcılığa uğradığını düşünürken, Türkiye’deki kadınlar için bu oran %40’ı buluyor. Bu oranlar kadınların iş güvencesi için ülke dışında fırsatlar aramaya olan eğiliminin artışının bir kanıtı niteliğinde. 

 

Beyaz yakalı beyinler gün geçtikçe yurt dışına göçerek kendilerini geliştirmeyi tercih ediyor. Bu durumun tersine beyin göçüne dönüşmesi halinde ülkemizde görülecek gelişme göz ardı edilemez. Fakat tersine beyin göçünün gerçekleşmesi ihtimalini de gidenlerin orada neden kalmaya devam ettiği, neden geri dönmediği belirliyor. Elbette yurt dışında refahı ve güvenli çalışma ortamını yakalayabilmiş beyaz yakalı, bunun için sağlam sebeplere ihtiyaç duyuyor. Yurt dışını tercih eden nitelikli beyaz yakalı beyinlerin kazanımları ile geri dönebilmeleri için neye ihtiyaç duyduğunu ise tahmin etmek pek de zor değil. Gittikleri yerde sahip oldukları koşulları geri döndüklerinde de bulacağından emin olan beyaz yakalıyı geri dönmekten ne alıkoyabilir? 

Yorum Yazın

Yorum yazmak için tıklayın