Toygun ATİLLA
FORD’UN KADERİNİ DEĞİŞTİREN KARAR
İlk anlatacağım hikaye ABD Detroit’te, 1914 yılında yaşandı.
Ford Motor Company’nin Highland Park fabrikasındaki üretim hızlanmış, buna rağmen işçi devir seviyesi sürdürülemez seviyedeydi. Ford yönetimi, üretimi aynı tempoda sürdürebilmek için sürekli yeni işçi alıyordu. Bu durum maliyetleri arttırmak bir yana verimliliği de düşürüyordu.
12 Ocak 1914’te, günlük ücret belirli koşulları sağlayan işçiler için 2,5 dolardan 5 dolara çıkarıldı, çalışma süresi de 8 saate indirildi.
Ford yönetimin aldığı bu kararın etkisi hızlı oldu. Üretim verimliliği hızla arttı, şirketin üretim modeli istikrar kazandı.
Ford’un bu modeli uzun vadeli şirket lehine bir başka sonuca da yol açtı. Ücret politikası ile geliri artan işçiler bir müddet sonra Ford’un potansiyel müşterisi oldu. Çalışanına tatminkar ücret veren şirketlerin kendi çalışanlarının da müşterisi olabileceğini anlaması açısından belki o yıllarda ilk örnekti.
Ford’un, işçileri için olumsuz davranışlarından da söz etmezsek olmaz. İşçilerin yaşam tarzını denetleyen bir birim kurması ve sendikal örgütlenmeye uzun süre direnmesi bunların başlıcalarıydı.
8 SAAT ÇALIŞ 8 SAAT DİNLEN 8 SAAT UYU
İkinci anlatacağımız hikaye ise İskoçya’dan…
New Lanark, 19.yüzyıl başlarında İskoçya’da, uzun çalışma saatleri, çocuk işçiler ve düşük yaşam koşulları ile dönemin tipik bir yapılarındandı.
Ta ki, Robert Owen diye biri yönetimi devralıncaya kadar…
Çocuk işçileri sınırladı, işçiler için eğitim sistemi kurdu, lojman ve sosyal yaşam alanları oluşturdu, çalışma saatlerini dönemin ortalamasına göre düşürdü.
“8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat uyku.” Ve bu bir ilkeye dönüştü.
SIRADIŞI BİR PATRON
Sıradışı bir örnek ise çağımızdan… 2022 yılında ABD’de yaşandı.
Patagonia’nın kurucusu Yvon Chounard, klasik patronluk anlayışının dışında bir kararla şirketini ne sattı ne de ailesine bıraktı. Şirketin sahipliğini doğayı korumaya adanmış bir yapıya devretti.
Diyeceksiniz ki, doğa severliği iyi de bunun çalışanlarla nasıl bir ilgisi var.
Patagonia’nın yıllardır “İş önemli ama hayat daha önemli” mottosu, esnek çalışma, çalışan hakları ve çevresel sorumluluk anlayışını da beraberinde getiriyordu. Dolayısı ile “çalışan hakları” onların olmazsa olmazlarındandı.
HÜRRİYET’İN PATRONU EROL SİMAVİ
Şimdi gelelim Türkiye’ye…
Elbette yukarıdakilere benzer çokça örnek ülkemizde de vardır. Bense Türkiye örneklerini sayarken bire bir tanıklıklarımı anlatmak istedim.
Bunlardan biri Hürriyet’teki ilk patronum Erol Simavi’ydi.
Erol Simavi’nin Hürriyet’teki patronluğunun son bir kaç yılına denk gelmiş, genç bir gazeteci olmama rağmen onun çalışanlar üzerinde bıraktığı ize bizzat şahit olmuştum.
Şöyle ki, “Hürriyet muhabiri en iyi yerde yemek yer, en iyi yerden giyinir.” Bu neredeyse yazılmamış bir kuraldı. Patron Erol Simavi de çalışanlarına bu ortamı sağlardı. Yılda 4 maaş ikramiye, masraf fişi, giyecek ikramiyesi vb şartlar hep onun dönemindeydi.
Hürriyet muhabiri, haber kaynağını gittiği her yerde misafir ederdi, aksi düşünülemezdi.
Hürriyet çalışanları da, Erol Simavi’nin bu tavrına aynı şekilde karşılık verir kurumlarının marka değerini arttırmak için en iyisini yaparlardı.
Bugün 1 Mayıs… Sadece İşçi Bayramı değil aynı zamanda Hürriyet’in kuruluş yıldönümü… Onun için 29 yılımı geçirdiğim Hürriyet’e nice yıllar diliyorum.
BABA PATRON AHMET YÜCE
Şimdi gelelim ikinci örneğe… Patronlar Dünyası’nda zaman zaman karşısınıza “Baba Patron” başlıkları ile çıkan Ahmet Yüce…
Ahmet Yüce, Skoda Distribütörü Yüce Otomotiv’in Yönetim Kurulu Başkanı… Çalışanlarına, ‘çalışma arkadaşlarım’ diye hitap eden, onların ise “baba” diye sahiplendiği bir isim. Yıllardır düzenli olarak yıl sonunda çalışanlarına verdiği, en düşüğü 13 son 2 yılda ise 29 maaş ikramiye ile tanınan bir isim. Bunun karşılığı mı? Her yıl Skoda Türkiye’nin yurt dışında aldığı ödüller ve Türkiye’de kırdığı satış rekorları…
ÇALIŞANLARINI HEP YANINDA BİR PATRON: METİN GÜNEŞ
Met-Gün Grup’un patronu Metin Güneş benim yıllardır tanıdığım, aynı Ahmet Yüce gibi abi-kardeş ilişkim bulunan bir isim. Tabi bu isimlerle benim samimiyetim değil burada mevzu. Tıpkı ilk patronum Erol Simavi gibi tanıklıklarım. Metin Güneş’in şirketlerinde çalışan tek bir kişiyi sanırım memnuniyetsiz olarak göremezsiniz. Hem çalışma koşullarından hem de onlara karşı şirketin davranış modelinden.
Bayramlarda, özel günlerde çalışanlarına verdiği ikramiyeler, memnuniyetsiz tek bir çalışan olmamasına yönelik şirket politikaları… Bizzat bunu yakından gören biri olarak benim şahitliğim…
GENÇ, VİZYONER VE İNSANCIL PATRON
Son örneğimiz ise genç bir patron: Selçuk Bayraktar…
Selçuk Bayraktar bugün Türkiye’nin savunma sanayi vizyonunun en tepesindeki Baykar’ın Yönetim Kurulu Başkanı…
Bir bilim insanı… Bunun yanında da Türkiye’nin vergi rekortmeni bir patron.
Baykar’ın Hadımköy’deki tesislerine gittiğinizde, çalışanların boş zamanlarını doğru kullanabilmeleri için oluşturulan sosyal alanları gördüğünüzde zaten Selçuk ve Haluk Bayraktar kardeşlerin çalışanlarının memnuniyeti için geliştirdikleri vizyonu da görüyorsunuz.
Kreş, oyun alanları, sohbet ortamları, çay ve kahve bölümleri, masa tenisi, bilardo, satranç gibi alanlar, spor sahaları…
Selçuk Bayraktar’ın çalışanları ile kurduğu patron-.çalışan ilişkisinden öte abi-kardeş diyaloğu ise cabası…
Bu hikayelerin hepsi farklı ortak noktaları ise sözle değil somut adımlarla şekillenmiş ilişkileri…
Yaşasın 1 Mayıs…
patronlardunyasi.com
Dört duvar arasına sıkışan, bilgisayarla yaşayan, e-postalar ile boğuşan beyaz yakalıların dünyası.
