ASO Başkanı Seyit Ardıç: Sorun tespiti ile yetinmeyelim

Ferit PARLAK

Ankara Sanayi Oda­sı Başkanı Seyit Ardıç, “Bugün yalnızca sorun­ları tespit etmekle yetinemeyiz. Ne istediğimizi, neyi savundu­ğumuzu ve hangi zeminde iler­lemek istediğimizi de açık bi­çimde ortaya koymak zorunda­yız” dedi ve ekledi: “Sanayiciler olarak, politika yapıcı ve uygu­layıcılara temel taleplerimizin altını net biçimde çiziyoruz. Bi­rincisi; üretim ve ihracatı ko­ruyan bir dezenflasyon süreci. İkincisi; döviz riskini büyütme­yen, erişilebilir ve öngörülebilir finansman.

Üçüncüsü; Ar-Ge’yi ürüne, ürünü üretime, üreti­mi ihracata bağlayan tutarlı bir teknoloji politikası. Dördüncü­sü ise; yapay zekâyı, yeşil dönü­şümü ve ileri teknolojiyi Ankara sanayisinin yeni sıçrama alan­ları haline getirecek kararlı bir eylem programı.”

DÜNYA’ya ekonomideki son gelişmeleri değerlendiren ASO Başkanı Seyit Ardıç, bu çağın meselesinin yalnızca büyümek değil, dayanıklı ve istikrarlı bü­yümek olduğunu anlatarak, “Yani katma değeri yüksek, tek­nolojik ve sürdürülebilir biçim­de üretim yapmaktır. Yalnızca bugünü kurtarmayalım, gele­ceğin rekabet gücünü bugün­den inşa edelim. Bizim görevi­miz sadece günü yönetmek de­ğil, istikameti de belirlemektir” ifadelerini kullandı.

“Sanayicinin gündemi üretim olmalı”

Ardıç, “Biz sanayicilerin gün­demi bugün sadece üretim yap­mak değildir. Üretimi rekabetçi maliyetlerle sürdürebilmek, fi­nansmana erişebilmek, nitelik­li iş gücünü bulabilmek ve önü­müzü görebilmektir. Fabrikala­rımızda üretim zor koşullarda da olsa devam ediyor; ama şart­lar her geçen gün daha da ağırla­şıyor” ifadelerini kullandı.

Küresel ekonominin, kalıcı bir türbülans içinde yol aldığı­nı ifade eden Ardıç, “IMF’nin Nisan 2026 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun başlığı bunu net biçimde ortaya koyu­yor: Savaşın Gölgesinde Kü­resel Ekonomi. Rapor, küresel büyümenin 2025 yılına göre 0,1 puan azalarak 2026’da yüz­de 3,1’e gerileyeceğini, yüzde 4,1 olan küresel enflasyonun ise petrol fiyatlarındaki hız­lı yükselişin de etkisiyle yüz­de 4,4’e yükseleceğini öngörü­yor.

Dünya Ekonomik Foru­mu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu ise dünyayı iş birliği­nin azaldığı, jeopolitik ve eko­nomik rekabetin üst düzeye çıktığı bir rekabet çağı olarak tanımlıyor. Yani jeoekonomik çatışmayı kısa vadede en ağır risklerden biri olarak öne çıka­rıyor. Bu çağda kazanan, sade­ce üreten ülkeler değil; tedarik güvenliğini kuran, hızla uyum sağlayan, yeteneği mıknatıs gi­bi çeken ve teknolojiyi üreten ülkeler olacaktır” değerlendir­mesinde bulundu.

“Destek önemli, sonucu daha da önemli”

Ardıç, “Çözüm artık yalnızca daha fazla destek vermek değil; verilen desteğin sonuç üretip üretmediğidir. Teşvik mimari­sinin çıktıya göre yeniden ku­rulması, alan işletmeciliğinden teknoloji yatırımcılığına geçil­mesi, Organize Sanayi Bölgesi ile Teknoloji Geliştirme Bölge­si entegrasyonu sağlanarak Ar- Ge ile üretim arasındaki kopuk­luğun giderilmesi, performans ve uluslararasılaşma kapasi­tesinin güçlendirilmesi ve en önemlisi, teknoparklarımızın yalnızca Ar-Ge alanı olarak de­ğil; yapay zekâ destekli üretim ve yeşil teknoloji üsleri olarak yeniden konumlandırılması­dır. Dolayısıyla ihtiyacımız olan şey, sadece firma sayısını artı­ran bir teknopark modeli değil­dir. İhtiyacımız olan; sonuç üre­ten, ürüne dönüşen, sanayiyle bütünleşen ve yüksek katma de­ğere hizmet eden bir modeldir” açıklamasını yaptı.

Yatırımcı güvenini sarsan politikalar uygulanmamalı

Son dönemde alınan ba­zı politika kararların, özellik­le enerji maliyetleri ve yatırım ortamı üzerinden sanayiciyi zorladığına dikkat çeken Ardıç şöyle konuştu: “Sanayicileri­miz, yerli ve milli üretim hedef­leri doğrultusunda yenilene­bilir enerji yatırımlarına güç­lü bir ilgi göstermiş, özellikle güneş enerjisi alanında önem­li adımlar attı.

Bu yatırımlar, hem cari açığın azaltılmasına katkı sağlayacaktır hem de ül­kemizin net sıfır karbon hedef­leriyle uyumlu bir dönüşümün parçası olacak. Nitekim bu il­gi, elektrik üretim kapasitesi­ne de olumlu şekilde yansıdı. Ancak uygulanan politikalarda yaşanan ani ve öngörülmeyen değişiklikler, bu olumlu ivmeyi sekteye uğratma riski taşıyor. Özellikle lisanssız elektrik üre­timinde “saatlik mahsuplaş­ma” uygulamasına geçiş, mev­cut yatırımların fizibilitesini zayıflatmakta, yatırımcı güve­nini sarsmakta ve sanayicimi­zin geleceğe dönük planlarını belirsizliğe sürüklüyor.”

Stratejik hedeflerle çelişen kararlar alınmamalı

Bu tür düzenlemelerin, ülke olarak ortaya konulan strate­jik hedeflerle çelişme riski ta­şıdığına da vurgu yapan Ardıç, “Bu durum yalnızca bireysel yatırım kararlarını değil, ay­nı zamanda üretim süreklili­ğini, istihdamı ve uluslararası rekabet gücümüzü de doğru­dan etkilemektedir. Yenilene­bilir enerji yatırımlarını teşvik ederken, bu yatırımların eko­nomik sürdürülebilirliğini ze­deleyebilecek adımlar atılma­sı; politika tutarlılığı açısından ciddi bir soru işareti yaratmak­tadır” diye konuştu.

Ardıç, “Oyunun kuralı maç başladıktan sonra değişmeme­lidir. Özellikle vurgulamak is­terim ki; saatlik mahsuplaşma­ya yönelik mevcut mevzuatın, sanayimizin ihtiyaçları, ülke hedefleri ve yatırım güvenli­ği perspektifinden yeniden ele alınması ve bütüncül bir bakış açısıyla gözden geçirilmesi ge­rektiğine inanıyoruz” dedi.

Riskler kadar, büyük fırsatlar da var

Ardıç, “Ülkemiz açısından bu dönem yalnızca risk yaratmı­yor; aynı zamanda önemli fır­sat pencereleri de açıyor. Çün­kü bölgesel çatışmaların yoğun­laştığı coğrafyalarda sermaye güvenli liman arayışına girer, tedarik zincirleri yeniden kuru­lur, yatırım akımları yön değiş­tirir. Türkiye; coğrafi konumu, güçlü üretim altyapısı, geniş pazar erişimi ve yetişmiş insan kaynağıyla bu yeni dönemde öne çıkabilecek ülkelerden biri­dir” açıklamasını yaptı.

“Potansiyelimizin kalıcı avantaja dönüşebilmesi; yapı­sal reformların hızla hayata ge­çirilmesi, uluslararası alanda­ki etkinliğimiz, görünürlüğü­müz ve diplomatik gücümüzle de doğrudan ilişkili” değerlen­dirmesini yapan ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Çünkü artık dün­yada yalnızca üretim gücü de­ğil, diplomasi gücü de ticaretin yönünü belirlemektedir.

Dip­lomasi sahnesinde güçlü olan ülkeler, küresel ticaretin kural­larını yazabilmekte ve akışını yönlendirebilmektedir. Güçlü bir sanayi, güçlü bir dış politi­kayı besler; güçlü bir dış poli­tika da sanayicinin küresel pa­zarlarda elini kuvvetlendirir. Bildiğiniz gibi sermaye, güve­nini ispat etmiş coğrafyalara yönelir. Türkiye bugün, bölge­sinde bu güveni en kurumsal biçimde sağlayan ülkedir. Güç­lü üretim altyapımız, sanayi birikimimiz ve yetişmiş insan kaynağımız; ülkemizi en cazip yatırım alanı haline getirmek­tedir” şeklinde konuştu.

Ardıç, “Ortada çok açık bir gerçek var: Maalesef biz sana­yiciler nefes almakta zorlanıyo­ruz” yorumu yaparak, “Haziran 2023’te yıllık enflasyon yüzde 38,21 düzeyindeydi; Mart 2026 itibarıyla yüzde 30,87’ye geri­ledi. Yalnızca 7,3 puanlık bir dü­şüş sağlandı. Aynı dönemde reel sektör üzerindeki baskı hafifle­medi, tersine birçok alanda da­ha da sert hissedilmeye başlan­dı.

Göstergeler bu gerçeği açık­ça söylüyor. Sanayi üretimine bakıyoruz, ivme zayıf. İmalat Satın Alma Yöneticileri Endek­si’ne bakıyoruz, eşik değerin al­tında. Kapasite kullanım ora­nına bakıyoruz, arzu edilen se­viyenin gerisinde. Reel kesim güven endeksine bakıyoruz, hâlâ temkinli. Hangi gösterge­ye baksak aynı cevap geliyor: Bazı makroekonomik gösterge­lerde toparlanma görülürken, üretim tarafı henüz nefes ala­bilmiş değildir. Daha da önemli­si, bu süreç reel sektörün omuz­larına taşıyabileceğinden çok daha ağır bir yük bindirmiştir” ifadelerini kullandı.

Sanayiciden 8 talep:

1 Üretim ve ihracatı koruyan bir dezenflasyon süreci

2 Döviz riskini büyütmeyen, erişilebilir ve öngörülebilir finansman

3 Ar-Ge’yi ürüne, ürünü üretime, üretimi ihracata bağlayan tutarlı bir teknoloji politikası

4 Yapay zekâyı, yeşil dönüşümü ve ileri teknolojiyi Ankara sanayisinin yeni sıçrama alanları haline getirecek kararlı bir eylem programı

5 Verilen desteklerin sonuç üretip üretmediğine bakılmalı; teşvik mimarisi çıktıya göre yeniden kurulmalı

6 Stratejik hedeflerle çelişen kararlar alınmamalı, uygulamasından kaçınılmalı

7 Yatırımcı güvenini sarsan politikalar uygulanmamalı

8 Oyunun kuralı maç başladıktan sonra değişmemeli

Sanayi ekonominin akciğeridir

ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Sanayi ekonominin akciğeridir” vurgusunu yaptığı konuşmada “Sanayinin nefesi kesilirse yatırım iştahı düşer, üretim yavaşlar, büyümenin temeli zayıflar. Bizim gibi petrolü, doğalgazı, enerji kaynakları sınırlı bir ülkenin kalkınmak için üretim yapmaktan başka çaresi yoktur. Sanayi açısından bakıldığında mesele yalnızca enflasyonun düşmesi değildir; enflasyonun hangi maliyetle düştüğü de aynı derecede önemlidir. Çünkü bu düşüş; yüksek faiz, sıkı kredi koşulları, iç talep yavaşlaması ve finansman maliyetlerindeki artış eşliğinde gerçekleşmekte, sanayi katma değeri sınırlı kalmaktadır” değerlendirmesinde bulundu. Dövizle borçlanma artıyor

ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Sanayimizin karşı karşıya olduğu bir diğer kritik risk alanı, finansman yapısındaki bozulmadır. Dezenflasyon sürecinde uygulanan sıkı para politikası ve yüksek TL faizleri, firmalarımızı daha erişilebilir gördükleri döviz cinsi finansmana yönlendirmektedir. Nitekim, Haziran 2023’te 74 milyar dolar seviyesinde olan Şirketlerin Döviz Pozisyon Açığı, Mart itibarıyla 200 milyar dolara ulaşmıştır.

Bu durum son üç yılda reel sektörün daha fazla dövizle borçlanmak zorunda kaldığını göstermektedir. Bu tablo, sanayicilerimiz bugün maliyet baskısı altında, yarın ise ihracat pazarlarının daralması ve döviz gelirlerinin ani azalması halinde kur şoku riskiyle karşı karşıya kalabilir. Yani sorun yalnızca üretmek değildir, üreterek ayakta kalabilmektir. Çünkü kırılgan bir bilanço, tek bir kur hareketinde savrulabilir. Sanayici döviz borcuyla değil, üretim gücüyle büyümelidir. Çünkü kur riskine teslim olmuş bir bilanço, ne yatırımı taşır ne üretimi büyütebilir” dedi.

Ardıç, “Çözüm; sanayicimizi döviz borcuna mecbur bırakmayan bir finansman ve üretim yapısı kurmaktır. Bu çerçevede; uygun maliyetli ve erişilebilir Türk Lirası kredi imkânları genişletilmelidir. Kur riskinden korunma araçları daha etkin hale getirilmelidir. İthal ara malı bağımlılığını azaltacak üretim politikaları güçlendirilmelidir” şeklinde konuştu.

Exit mobile version