Japonya çocuk nüfusu 1 Nisan itibarıyla 13,29 milyona geriledi. Hükümet verilerine göre bu rakam, bir önceki yıla göre 350 bin kişilik bir düşüşü ifade ediyor. Ülkede çocuk sayısındaki azalma yeni bir tarihi rekor seviyeye ulaştı.
Hükümetin doğum oranlarını artırmaya yönelik mali destekleri ve hanehalkına yönelik yardım çalışmalarına rağmen bu düşüş engellenemiyor. Japonya’da çocuk nüfusundaki azalma eğilimi üst üste 45. yılına girdi.
Demografik kriz derinleşiyor
Toplam nüfus içindeki çocuk oranı, geçen yıla göre 0,3 puan azalarak yüzde 10,8 seviyesine indi. Bu oran, karşılaştırılabilir verilerin tutulmaya başlandığı 1950 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçti.
Yayımlanan veriler, ülke sınırları içerisinde yaşayan yabancı uyruklu sakinleri de kapsıyor. İçişleri ve Haberleşme Bakanlığı tarafından sağlanan verilere göre Japonya’da 6,81 milyon erkek ve 6,48 milyon kız çocuk yaşıyor.
Japonya çocuk nüfusu 1950’den bu yana en düşük seviyede
Yaş gruplarına göre yapılan dağılımda, 12 ile 14 yaş arasında 3,09 milyon çocuk bulunuyor. Buna karşılık 0 ile 2 yaş grubundaki çocuk sayısının 2,13 milyonda kalması, doğum sayısındaki düşüşün devam ettiğine işaret ediyor.
Veriler, Japonya çocuk nüfusu oranındaki gerilemenin yapısal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. 2025 yılında Japonya’da doğan çocuk sayısı 705 bin 809’a kadar geriledi.
Doğum sayılarında yeni rekor düşük seviye
Sağlık, Çalışma ve Refah Bakanlığı tarafından paylaşılan öncü veriler, doğum sayılarında üst üste 10. yıl boyunca düşüş yaşandığını ortaya koydu. Bu durum, ülkenin iş gücü piyasası ve sosyal güvenlik sistemi üzerindeki baskıyı artırıyor.
Japonya çocuk nüfusu 1954 yılında 29,89 milyon ile zirve noktasına ulaşmıştı. 1971 ile 1974 yılları arasında ülkede ikinci bir “baby boom” dönemi gerçekleşmişti.
1982 yılından itibaren çocuk nüfusunda başlayan genel düşüş trendi, günümüzde en keskin seviyelerine ulaştı. Mevcut veriler, hükümetin teşvik paketlerinin demografik dönüşüm üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığını ve yıllık bazdaki daralmanın kalıcı bir yapıya büründüğünü teyit ediyor.
Dört duvar arasına sıkışan, bilgisayarla yaşayan, e-postalar ile boğuşan beyaz yakalıların dünyası.
