Harold Ross’un dergiyi kurarken söylediği cümle, bugün hâlâ The New Yorker’ın anayasası sayılır: “Bu dergi Iowa’daki yaşlı kadın için çıkarılmıyor.”
Onun döneminde yerleşen temel ilkeler şunlardı:
Her bilgi en az iki kez doğrulanır.
Yazılar “kısaltılamaz”, ancak “mükemmelleştirilebilir”.
Üslup yazara değil, dergiye aittir.
Sadece fast-check masasında bugün bile halen 20-25 kişi sadece bu iş için çalışıyor. Bugün Türkiye’de bir gazetenin ekonomi servisinde çalışanların bile bu sayının 5’te biri olduğunu varsayarsak The New Yorker’ın gücünü ve kapasitesini daha da iyi anlıyoruz.

EUSTACE TILLEY SEMBOL OLDU
Derginin ilk sayısının kapağındaki monokl takmış aristokrat figürün adı Eustace Tilley’di. Rea Irvin tarafından çizilmişti.
Bu figür, maskot oldu sınıf, ironi ve mesafe sembolüne dönüştü Her yıl derginin yıldönümünde yeniden yorumlandı.
Ross’un ölümünden sonra baş editörlüğe gelen William Shawn, dergiyi başka bir lige taşıdı. Shawn döneminde, yazılar daha da uzadı, politik ve toplumsal derinlik arttı, dergi “edebi gazeteciliğin” mabedi haline geldi.

John Hersey tarafından 1946’da kaleme alınan Hiroshima dosyası ABD’de ve dünyada hâlâ gazetecilik tarihinin dönüm noktası sayılır.
Mevcut genel yayın yönetmeni David Remnick ise dergiyi dijital çağa taşıyan isim oldu.
Patron değişti, ruh değişmedi.
Zaman değişti, dil bozulmadı.
Teknoloji geldi, karakter gitmedi.
Toygun Atilla’nın The New Yorker ile ilgili keyifli yazısını okumak, PD Dergi’ye abone olup, ayrıcalığı keşfetmek, güce ortak olmak için linke tıklayın: https://pddergi.com/
patronlardunyasi.com

Dört duvar arasına sıkışan, bilgisayarla yaşayan, e-postalar ile boğuşan beyaz yakalıların dünyası.
